Max Hudson, sahada gösterdiği gözü pek tavır ve mücadele azmiyle dikkat çekse de, bu olumlu özellikler ne yazık ki temel futbol becerilerindeki korkunç eksikliklerin gölgesinde kalıyor. Hava toplarındaki hakimiyeti ve kısa mesafe hızlanmalarıyla bir anlık parlamalar yaşasa da, top ayağına geldiği an tüm bu potansiyel buharlaşıyor.
Topla olan ilk teması felaket düzeyinde, pas alışverişlerinde dahi basit hatalar yapıyor ve topu kontrol etmekte ciddi zorluklar yaşıyor. Rakip baskısı altında soğukkanlılığını tamamen kaybediyor, karar verme süreçleri yavaşlıyor ve pozisyon bilgisi yetersiz kalıyor. Dripling yeteneği yok denecek kadar az, şut denemeleri ise isabetsiz ve etkisiz. Bu teknik yetersizlikler, onu oyunun her anında bir risk faktörü haline getiriyor, ne savunmada markaj yapabiliyor ne de hücumda yaratıcı bir katkı sağlayabiliyor.
Fiziksel olarak da tutarsız bir profil çiziyor. Hızlanma ve sürat avantajını uzun süre koruyamıyor, dayanıklılığı maç temposunu kaldırmaktan çok uzak. Güçsüz yapısı ve çeviklik eksikliği, ikili mücadelelerde kolayca saf dışı kalmasına neden oluyor. Saha içinde doğru pozisyonu alma ve takım arkadaşlarıyla uyum sağlama konusunda ciddi eksiklikleri var, takım oyununa katkısı sınırlı, izole kalıyor. Bu denli temel eksikliklerle, herhangi bir rekabetçi seviyede anlamlı bir rol üstlenmesi mümkün görünmüyor.