Diyalog dışı saçmalıklara girmeyeceğim, ilk bakışta göze çarpan, yaratıcılık seviyesi elit düzeydeyken konsantrasyonunun fıs olması. Ayağına top bu kadar yakışan, dripling ve tekniği bu denli üst düzey bir adamın, pozisyon bilgisi ve soğukkanlılığı birleştiğinde dar alanda yarattığı tehlike yadsınamaz ancak işin fiziksel ve mental dayanıklılık kısmı tam bir fiyasko. zıplama ve güç paramparça, kafa toplarında varlık gösterememesi yetmezmiş gibi, cesareti ve agresifliği de kısıtlı kalınca ikili mücadelelerde rakibine hediye paketi gibi pozisyon bırakıyor. Bitiricilik ve ilk kontrolü elit düzeyde, uzaktan şutu ve penaltı soğukkanlılığı cebinde ama bu yeteneklerini kullanabilmesi için gereken çalışkanlık ve topsuz alan hareketliliği ancak idare eder seviyede, bu da onu lüks bir oyuncuya dönüştürüyor.
Dengesi ve dayanıklılığı vasatın üzerine çıkamadığı için, olağanüstü hızlanması ve çevikliğiyle yarattığı anlık farklar sadece ilk 60 dakika için geçerli maçın son bölümünde doğal kondisyonuyla birlikte dökülmeye başlıyor. Yaratıcılık ve vizyonunun bu kadar elit olduğu bir profilde, liderliğin neredeyse sıfır olması ve pas kalitesinin zaman zaman kararlarıyla çelişmesi, onu bir takımın beyni olmaktan çok, anlık çözüm üretebilen bireysel bir silah konumuna itiyor. Orta açma ve kornerleri kullanmadaki becerisi, duran top tehdidi oluştursa da, markaj ve top kapma gibi savunma reflekslerinin felaket seviyede olması, baskı oyunu oynayan hiçbir sistemde tek başına işlevsel kılmaz.
Savunma arkasına atılan toplarda sezgisiyle öne çıkabileceğini düşünenleri güldürür, çünkü sezgisi de konsantrasyonu gibi standartların altında. Teknik olarak büyüleyici, vizyon olarak elit, ancak fiziksel ve mental zaafları onu tam bir ‘sadece belirli anlarda’ oyuncusu haline getirmiş. Kariyerinin zirvesinde, bu vasat disiplin ve berbat konsantrasyonla hangi üst düzey kulübün formasını terleteceği büyük soru işareti.