Eduardo'nun sahaya yansıttığı en net gerçek, elit seviyedeki bitiriciliği ve hava topu zamanlamasının, vasat süratinin ve felaket seviyede kalmış zıplama özelliğinin gölgesinde boğulması. Hızlanmasıyla ilk adımda aldığı avantajı, düşük dayanıklılığı maçın üçüncü çeyreğinden sonra tamamen yok ediyor ve bu da topsuz alandaki üst düzey koşularının verimini düşürüyor. Dar alanda driplingi ve ilk kontrolü rakibin dengesini bozsa da, üzerine gelen fiziksel temasa karşı koyabilecek gücünün bu yaşta iyice kısıtlı hale gelmesi, ceza sahasında sırtı dönük oynama kabiliyetini neredeyse sıfırlıyor.
Yüksek çalışkanlığı ve kararlılığı, doğru anlarda yaptığı koşularla birleştiğinde onu ilk yarıda tehlikeli bir odak noktası haline getiriyor. Ancak pozisyon alma zafiyetinin bu kadar belirgin olması, takım savunmasına dair verdiği katkıyı yalnızca agresifliğinin yarattığı baskıyla sınırlıyor ki bu da arkasında kocaman bir boşluk bırakmasına neden oluyor. Yaratıcılığı ve vizyonu sınırlı olsa da, çevresindeki hareketliliği görüp basit oynama disiplini ve doğru zamanda yaptığı asistler, bu açığı kısmen maskeliyor. Bitirici özelliğini besleyen asıl tehdidi, savunma arkasına sarkarken gösterdiği sezgi ve soğukkanlılığı savunmacının nefesini ensesinde hissettiği anlarda bile ayağında topu saklama beceresi, dar açılarda işleri bitirebilmesini sağlıyor.
On üç sezonun verdiği tecrübe, karar mekanizmasına netlik kazandırmış ancak artık 33 yaşında doğal kondisyonunun zirveden uzaklaşması, bu netliği sadece belirli süreler için değerli kılıyor. Uzaktan şut tehdidi neredeyse hiç yok ve kafa vuruşu zamanlaması elit düzeyde olmasına rağmen, yerden kesilmediği sürece bu özelliği tabelaya yansımıyor. Yüksek baskı altında pas tercihlerindeki isabet oranı takdire şayan olsa da, bu durum sadece merkezden uzakta, kanala yakın bölgelerde çalışıyor.